Çağdaş Tiyatro Hakkında Bir Röportaj – Tuncay Keleş

Olay ve duyguların hareket ve konuşma yoluyla seyirciye aktarıldığı tiyatro, sanatta oldukça kıymetli bir yere sahip. Son zamanlarda çağdaş tiyatrolarla beraber tiyatrolarda yaşanan değişiklikler üzerine arkadaşım Tuncay Keleş ile sohbet ettik. Kendisi 6 senedir tiyatrocu olmakla beraber, oyunların sıkı takipçilerinden. Bu röportajımızda sizlere Tuncay’ın gözünden tiyatro ve alternatif tiyatroyu sunacağız.

 

 

Seyhan Kantar: Tiyatroya ne zaman başladın, tiyatro senin için ne ifade ediyor?

Tuncay Keleş: 2011 yılında tiyatroya seyirci olarak başladım, 2013 senesinde alternatif işler yapan bir yer olan SALT Tiyatro’ya tiyatrocu olarak başladım. Aslında tabii üniversitede okurken tiyatro da yapmıştım. Ancak izlediğim ilk oyun İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndaydı, alternatif bir oyundu ve beni bu alternatif olma durumu daha çok çekmişti. Çünkü izlediğim oyunun hemen yanımda olması gerek konunun gerekse yazarların daha çağdaş konuları ele alması benim için ilginçti, yani seyirci olarak daha çok hoşuma gidiyordu.

Seyhan Kantar: Çağdaş tiyatroların çıkış noktası hakkında bizi biraz bilgilendirebilir misin?

 

Tuncay Keleş: Aslında bu İngilizce’de ‘’in your face akımı’’ yani ‘’yüze vurumcu akım’’ ile ilgili. İlk olarak İngiltere’de baskıların arttığı dönemde ortaya çıkan bu akımda, insanlar hanların ücra kısımlarında, yeraltında gizli gizli tiyatro yapmaya başlıyorlar. Bu oyunlar da daha sert oyunlar oluyor, fiziksel anlamda sertlikten bahsediyorum yani çoğu zaman kan, vahşet, vs. gibi konuların işlendiği tiyatrolar. Bu giderek azalıyor, şimdilerde bu iş psikolojik şiddete döndü biraz daha, psikolojik oyunlar yapılıyor kan vahşet akımından ziyade.

 

Seyhan Kantar: Türkiye’de çağdaş tiyatroların gidişatı hakkında ne düşünüyorsun?

Tuncay Keleş: Dot Tiyatro bu akımın Türkiye’de öncüsüdür. Kurucularından Murat Daltaban dünya çapında hala çok güzel işler yapıyor ve Dot aslında çoğu şey için öncülük ediyor. Alternatif sahneler de bu şekilde Türkiye’de de arttı. Ama mesela İzmir’de az sahne var ve bir şekilde var olmaya çalışıyorsun çünkü devletteki gibi bir ödenek yok, iş farklı, hitap ettiğin kitle farklı. Bu işin sorunları da tanıtım yapabilmek, vergilerin yüksekliği, seyirciye ulaşmanın zorluğu ama tabii içinde olmak ve yaptığın işi dışardan izleyip keyif almak çok güzel. Özellikle kimse günümüzde yaptığı işten mutlu değilken çıkardığın oyundan keyif almak çok önemli.

Seyhan Kantar: Bize biraz Salt Tiyatro’dan bahseder misin?

Tuncay Keleş: Bahadır Yüksekşan ve Alev Koçer’in kurucuları olduğu Salt Tiyatro’da, genelde yurt dışında oynanmış ama Türkiye’de henüz oynanmamış oyunları tercih ediliyor. Bahadır Bey yazıyor, daha sonra biz yazdığı senaryoyu değerlendirip onaylarsak sahnelemeye başlıyoruz.

 

Seyhan Kantar: İstanbul ve diğer şehirlerdeki tiyatroda yaşanan farklılıklar nelerdir?

Tuncay Keleş: Alternatif sahneler tiyatro için özellikle İstanbul’da dönüyor, Haldun Dormen yeni alternatif sahnelerin Türkiye’nin geleceği olduğunu söylemişti. Ben de katılıyorum çünkü bence klasik oyunlar artık rağbet görmüyor. Aslında bu durum müzik ve sanatın diğer alanlarında da geçerli, yani çağdaşlaşmak ve gelişmek gerek. Kalben bir röportajında da eski şarkıları coverlamanın güzel olduğunu ama kendi şarkılarımızı yazmadığımız sürece bir yere varamayacağımızı söylemişti. Tiyatro için de geçerli, bir Shakespeare oyununa bir şey katıp onu farklı sahnelemezseniz bu gelişmez, hatta seyirci olarak konuşmam gerekirse o oyunu bir daha izlemeye gerek duymaz. Özetle alternatif metin ve sahneler bence de bu işin geleceğini oluşturuyor.

Seyhan Kantar: İstanbul her şeyde olduğu gibi tiyatro konusunda çok iyi işle sahipliği yapıyor, hatta ben zaman zaman hafta sonuna denk getirip oyun izleme turnesi yapıyorum İstanbul’da çok önemli sahneler var, hatta İstanbul Türkiye tiyatrolarının lokomotifi; Craft, Dot, İkinci Kat,

Tuncay Keleş: Kumbaracı50 gibi çokça tiyatro ve bunların hepsi Türkiye tiyatroları için çok önemli ancak İstanbul dışında olmak sanki yokmuşsun gibi bir algı yaratıp biraz zor olabiliyor. İstanbul’da olan her şey bilinirken geri kalan her şey kendi çapında kalıyor. İstanbul’da çok güzel etkileşimler dönüyor, bir oyuncu birden fazla tiyatroda çok fazla oynayabiliyor, oyuncu alıp vermek çok iyi karşılanıyor ama İzmir’de bu şekilde değil, farklı tiyatrolarda oynayan oyuncularda bir yarış olabiliyor.

Seyhan Kantar: Peki sence neden İstanbul bu konuda daha iyi bir seviyede?

Tuncay Keleş: Örnek vermem gerekirse, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Türkiye için çok önemlidir fakat mezun olan herkesin hedeflediği şey İstanbul’a gitmektir. İzmir’de güzel şeyler yapacağına inanan çok az insan var tabi onlar da haklı, fırsatları düşünmek gerek. Ancak tiyatro yapmak bence biraz deli işi. Deli olmayan insan arabamı yenilerim der ancak tiyatro yapan zararı göze alabilir. Tiyatronun altın çağı döneminde olduğumuz söyleniyor, bu da biraz sosyal medyada dönen röportajlardan kaynaklı. Bu şekilde düşünülmesinin asıl sebebi yeni çıkan prodüksiyon tiyatroları ile ilgili, bu da son bir senedir önem kazanmış durumda. Prodüksiyon tiyatroları, çok ünlü oyuncularla müzikaller gibi çok büyük sahnelerde oynamak demek bu arada, yani ben olması gereken çeşitlerden birinin prodüksiyon tiyatroları olduğunu düşünüyorum ancak bu tiyatronun altın çağında olduğumuzu göstermiyor. Tiyatronun emekçilerine sorun bakalım demiş Emre Yüksel, sahiden de öyle.

 

Sonuç olarak çağdaş tiyatroların ortaya çıkışı İngiltere’deki baskı rejimine dayanırken, aynı zamanda günümüzde çağdaş tiyatroların sayısının oldukça arttığını görmekteyiz. Tuncay ile ettiğimiz sohbet sonrasında alternatif tiyatroları desteklemeye kendim de başlamalıyım şeklinde bir düşünce doğuyor. Umarız bu röportaj sizin tiyatroya olan ilginizi daha da arttırmış ve bilgilendirici olmuştur.

 

Exit mobile version