2020 Yılının En İyi Filmleri

Gişe rekorları kıran devam filmlerinin ertelenmesiyle daha çok evde çevrimiçi yayınlarla geçen bu yılda, en iyi filmler bağımsız hümanist gösterimlerdi.

Film endüstrisini temelli çökertmekle tehdit eden bu yılda, Hollywood bu korkuya meydan okuyan birçok olanak ve çok sayıda içerik izlemek için aldığımız yayınları sundu. Çok uzun zamandır ilk kez, bağımsız sinema sadece bilenlerin izlediği filmler olmaktan çıktı. Wi-Fi bağlantısı olan herkesin izleyebileceği, tartışabileceği ve tavsiye edebileceği bir şey haline geldi.

Bunun sonuncunda, hep birlikte ve çoğu zaman aynı anda izlediğimiz filmler, hayatımızın olağanüstü küçük noktalarını keşfeden daha hümanist bağlara sahiptiler. Birkaç görkemli özel efektle, toplumsal huzursuzluk ve empati için artan taleplerin ortasında giderek daha önemli hale gelen filmler, büyük ölçüde insanlık hakkında ham, cesur hikayelere indirgendi.

Bir güzellik yarışmasının sınırlarına bağlıyken kimliklerini bulmak için mücadele eden bir anne ve kızdan, yüksek profilli bir cinayet planında iftiraya uğrayan iki genç kadına, solmuş gururlarına tutunan beş gaziye kadar, filmler bizlerin en çıplak versiyonlarını ortaya çıkarmak için bakışlarını iç dünyamıza doğru çevirdi. Bu listede geleneksel anlamda süper kahramanlar veya pelerinli haçlılar olmasa da, bu filmlerdeki karakterler ve konular kendimizi daha fazla dinlememizi ve gerçekte kim olduğumuz konusunda dürüst olmamızı istiyor.

Başarılıyız. Savunmasızız. Karmaşığız. Aşkı tanıyabiliriz. Ve hayatta kalmak için birbirimize ihtiyacımız var. Bu filmler, bizi yükselttiklerimizi ve kutsallaştırdıklarımızı, hatta en iyi bildiğimizi zannettiklerimizi bile yeniden düşünmeye zorluyor. Bu filmler insanlığın iyi, çirkin ve yıkıcı gerçekliğini ortaya koyuyor. Bu tarz filmler insanlar hakkında insanlığa katkıdırlar.

1 | On the Record

Yönetmenler Amy Ziering ve Kirby Dick’in bu yakıcı belgeseliyle birlikte çok az #MeToo filmi, siyahi topluluğunda yerleşmiş olan bu sinsi sessizlik kültürüne karşı koymaya cesaret etti. On the Record  filmi Drew Dixon, Sil Lai Abrams ve Jenny Lumet de dahil olmak üzere siyahi medyada ve Hip-hop dünyasında ayakta kalan önemli kadınlarla yapılan röportajları, siyahi erkeklerin kadın düşmanlığı ve cinsel istismarının uzun bir geçmişi ile, siyahi kadınların kültürlerine olan sadakatinin onları nasıl içten içe bitirdiğini anlatıyor. Müzik öncüleri Russell Simmons ve L. A. Reid özellikle suçlansa da, Ziering ve Dick, bu önemli söyleşilerde siyahi kadınların sürekli olarak nasıl kenara itildiğini gösteren bir spot ışığı yakıyor.

2 | Assassins

Kuzey Koreli lider Kim Jong-un’un üvey kardeşi Kim Jong-nam’ın suikastı hakkında bildiğinizi düşündüğünüz ne olursa olsun, yönetmen Ryan White’ın ilgi çekici hikaye anlatımı ve belgeseline şaşırtıcı yaklaşımı, ağzınızı açık bırakacak. Suikastçılar, iki genç kadının (Endonezya’dan Siti Aisyah ve Vietnam’dan Đoàn Thị Hương) bir şaka gösterisi kisvesi altında Jong-nam’ın öldürülmesi için nasıl kandırıldıklarına dair zaten inanılmaz olan gerçek hikayenin ötesine geçiyor. Aisyah ve Hương’ın alçakgönüllü yetiştirilme tarzlarından ve paraya olan ihtiyaçlarından tutunda Malezyalı gazeteci Hadi Azmi’nin hakikat arayışına, Jong-un’un aile hanedanını işaret eden yozlaşmış siyasi gündeme kadar her şeyi detaylandıran White’ın filmi, her düzeyde dikkate değer bir başarıdır. Suikastçılar ayrıca, hızla yayılan videoların ve şöhretin evrensel cazibesini unutulmaz bir şekilde alır ve onu karmaşık bir bubi tuzağına dönüştürür.

3 | Minari

Göçmen bir ailenin Amerikan rüyasının hikayesi Hollywood’da pek de yeni bir kavram sayılmaz. Ancak yazar-yönetmen Lee Isaac Chung’un kendi çocukluğundan ilham aldığı samimi draması, göz ardı edilmesi imkansız olan renkli dokusu ve içten yazımıyla çok zengin bir hikaye anlatıyor. Steven Yeun’un yeni göç eden Koreli ailenin kararlı reisi ve Arkansas çiftliğinin sahibi rolündeki ustalıklı abartısız performansı, tamamı fantastik bir oyunculukla dolu anlatıyı destekliyor. Yeri Han’ın canlandırdığı her şey kaybedildiğinde bile bir umuda tutunmaya çalışan annenin hassas performansından tutun da, yuh-jung Youn’un sevimli büyükanne tasvirine, küçük çocukları (Noel Cho ve Alan S. Kim) cesaretlendiren masum merakına kadar, Minari, sevgi ve bağlılığın hepimizi kurtaracağına olan büyük inancına dayanıyor.

 

4 | Miss Juneteenth

Bekar anne ve kızı konulu filmler uzun zamandır takdir görmüyor, ancak Channing Godfrey Peoples, o kadar dokunaklı ve hayat dolu bir anlatıma sahip ki Miss Juneteenth‘i göz ardı etmek imkansız. Teksas’taki Siyahi köleler Özgürlük Bildirgesi’ni okurken Juneteenth’in sık sık unutulan tarihini, Siyahi kızların cüretkarlığıyla birleştiren ilk uzun metrajlı film yapımcısı, Siyahi güzelliğine şiddetle bağımsız bir yaklaşıma yol açan geçmişi vurguluyor. Aynı adlı güzellik yarışması, eski bir güzellik kraliçesinin (nefes kesen Nicole Beharie), trap müzik ve erkeklere takıntılı kızını (Alexis Chikaeze) geleneksel yola doğru yönlendirmeye çalışırken kendi hayatını geri almak için mücadele eden hikayesinin arka planını oluşturmakta. Bu, siyahi kadın özgürlüğünün sadeleştirilmiş, nesiller arası bir yansımasıyla sonuçlanır.

5 | Relic

En çekingen izleyicilerin bile dikkatini çeken bu korku dönemi, insani duruma daha fazla odaklanmak adına ani korkutma taktiklerinden uzaklaştı. Ancak Relic filmi ile yazar-yönetmen Natalie Erika James her ikisini de yaptı. Bunamanın neden olduğu zihinsel çürümeyi hassas bir şekilde inceleyen film yapımcısı, izleyiciyi hem yıkıcı hem de korkunç derecede klostrofobik bir ailevi hikayenin içine çekiyor. Endişeli kızı (Emily Mortimer) ve torunu (Bella Heathcote) kaçınılmaz bir ziyarete gittiklerinde, gerçeği kavrayışıyla mücadele eden yaşlı bir kadın olan Edna (Robyn Nevin) ile tanışıyoruz. Evin yanı sıra korkunç bir şekilde çürüyen herkes ve her şey tarafından tüketiliyorlar. James, perili ev tarzını ürpertici ve duygusal yeni bir seviyeye taşıyor.

6 | Sylvie’s Love

Yalnızca Siyahilerin aşık olduğu bir filmin Noel mucizesi olarak görülmemesi gerekir, ama bu, içinde yaşadığımız eğlence ortamı gibi görünüyor. Ancak yazar-yönetmen Eugene Ashe’in fazlasıyla dikkat çekici ve samimi romantik draması, Hollywood olanaklarındaki hafif bir tahripten daha önemli görülmelidir. Ashe, 1950’lerde Harlem’de hem kendisine hem de başka birine olan aşkına dayanan bir hikaye sunuyor.  TV ve kayıtları seven, bir gün o küçük ekranda çalışmak isteyen bir kadını canlandıran Tessa Thompson, Phoenix Mellow’un mükemmel kostümlerinin içinde ışık saçıyor. Bir saksofoncu olan Robert (Nnamdi Asomugha) ile tanıştığında amaçları değişmez. Aksine, her ikisinin amaçları, klasik tarzdaki romantik bir masalda olduğu gibi, koşul, arzu ve kendilerine özgü yolları ile karmaşıklaşan bir aşk hikayesini şekillendirir. Sylvie’s Love böylesine korkunç bir yıla dipnot olarak düşülmesi gereken tatlı, sıcak ve nefes kesici bir efsanedir.

7 | Da 5 Bloods

Yönetmen Spike Lee’nin ustalıklı filmi, siyahi gazilerin farklı renkli uluslarla savaşmalarının beyazların Amerika’sında kabul görmelerini sağlayacağı umuduyla kandırılıp Vietnam savaşında yer almalarının yarattığı travmaya cesur bir bakış. Beyaz üstünlüğüyle beyni tamamen yıkanmış ve kayıp tazminatlarına takıntılı bir Trump destekçisi olan gazi Paul rolündeki Delroy Lindo her zamanki gibi mükemmel bir performans sergiliyor. Ancak film, hem başkaları hem de kendileri için bağışlanma,empati ve ihanetle mücadele içindeki  Lindo, Clarke Peters, Norm Lewis ve Isiah Whitlock Jr. tarafından canlandırılan dört siyahi askerin gözünden hiçte popüler olmayan bir savaşın kabuk bağlamış yarasını deşiyor.

8 | Tigertail

Geçmiş  hayatını düşünen yaşlı bir adam hakkında bir film, izleyicileri hemen oynat tuşuna basmaya itmeyebilir, ancak yazar-yönetmen Alan Yang’ın, ebeveynlerinin Tayvan’dan Amerika’ya uzanan zorlu yolculuğuna duyduğu sevgi dolu saygı olağanüstü. Tzi Ma, filmde Amerika’da yeni bir hayata başlamak adına ilk aşkı,annesiyle olan bağını ve kimliğini feda ettiğinden beri yaptığı seçimleri yansıtan yaşlı bir babayı canlandırıyor. Yabancılaştığı kızı (Christine Ko) da dahil olmak üzere beklenen bir ağlamaklı pişmanlık hikayesinden ziyade Yang, kurgusal kahramanını telafiyi değil, daha çok barış duygusunu arayan kusurlu ama samimi bir adam olarak tasarlar. Bu , sonunda kızının hayatına bir göz atmasına izin vererek gerçekleşir. Tigertail, kaybedilen ve geri kazanılan aşk üzerine yüreklendirici bir meditasyon olan muhteşem bir çekimdir. (Görüntü Yönetmeni Nigel Bluck’a teşekkürlerimizi sunuyoruz).

9 | Promising Young Woman

Yazar-yönetmen Emerald Fennell’in sarsıcı dram-komedi türündeki filmi, bahsedildiği üzere kadın intikam filmi değil bu intikamlarla dolu anlatımda en cesur yıkım olabilir. En iyi arkadaşının tecavüzüne kadar doktor olma yolunda hızla ilerleyen bir kadın olan Cassandra’nın düzensiz, bazen mutlu ama trajik hikayesi. Promising Young Woman etrafındaki askıntılık yapan toksik erkekleri cezalandırmaya yönelik sapkın amacına kanalize ettiği kör öfkesini ve travmasını aşmaya çalışan Cassandra’nın dibe vuruşunu detaylandırıyor. Fennell mesajını merakla belirsiz tutsa da, şüphesiz bazı izleyicileri üzecek olan film, şu anda ruh sağlığı hakkında bildiklerimizi göz önünde bulundurarak intikam kavramını nasıl takdir ettiğimizi düşünmeye zorluyor.

10 | The Donut King

Yönetmen ve yardımcı yazar Alice Gu’nun ilginç belgeseli tatlı hamur işlerinden çok aynı adlı lakabını ve imparatorluğunu kumarla lekeleyen ünlü Ted Ngoy’un oburluğu hakkında. Düşünceli bir hassasiyetle Gu, savaş mağlubu Kamboçya’dan karısı Suganthini Khoeun ile birlikte gelen bir girişimcinin sarhoş edici tatlar sayesinde çocuklarını ve akrabalarını işe alarak onlara yardım adına donat dükkanını açtığı Amerika’ya olan yolculuğunu anlatıyor. Gu ve ortak yazar Carol Martori, Amerikan rüyası ile bizi kolayca büyülediği gibi, Ngoy’un hikayesinin diğer tarafını da anlatmaktan geri kalmıyorlar: açgözlülük. Artan şöhreti ve kumarhane ziyaretleri, yükseldiği aynı muhteşem yolda dibe doğru giderken ailesinin geçim kaynağını da sarstı. The Donut King başarıya ulaşmak için çok çalışarak birçok kişiye neşe getiren ancak şöhretin kurbanı olan bir adamın şaşırtıcı portresi. Bundan daha Amerikalı duran çok az olay var.

Honorable Mention

MLK / FBI

Yönetmen Sam Pollard, bu belgeselde siyaset, seks skandalları ve hukuki yaptırımların pop kültürünü yüceltmesine ilişkin bir anlatı aracılığıyla FBI’ın Dr. Martin Luther King Jr. gözetlemesi, merhum önderin mirasını ve takipçisinin motivasyonlarını soruşturan yakın zamanda gizliliği kaldırılmış dosyaları inceliyor. 15 Ocak’ta gösterimde. 

Coming Home Again

Genç bir adam (Justin Chon), ölmekte olan annesine (Jackie Chung) bakmak için Kore’deki evine geri döner ve ondan ayrılmanın ne kadar zor olduğunu farkeder. Wayne Wang yönetmenliğinde aşk,yemek ve geride bıraktıklarımız hakkında şiirsel bir drama.SANAL İZLEME İÇİN BİLET ALIN

Finding Yingying

Bu acı verici ve şefkatli belgeselde, yönetmen Jiayan “Jenny” Shi, Amerika’da okuyan 26 yaşındaki Çinli öğrenci Yingying Zhang’ın gerçek hayattaki cinayet davasının izini sürüyor. Zhang’ın sevdikleriyle yapılan röportajlar sayesinde Shi, umut, ırk ve adalet sistemi hakkında sarsıcı bir hikaye anlatıyor. SANAL SİNEMALARDA İZLE

Cuties

Yazar-yönetmen Maïmouna Doucouré’nin aykırı erginlik dramı, Fransa’daki bir çocuğun (Fathia Youssouf) cinsel uyanışını ve kültürel olarak beyninin yıkanması hakkında onun gözlerinden bir hikaye anlatmaya cesaret ediyor. ŞİMDİ İZLE

Another Round

Yönetmen Thomas Vinterberg’ün gündüz içmeyi konu alan bu aşırı duygusal Danimarka dram-komedisinin bu kadar dokunaklı olmaya hakkı yok. Mads Mikkelsen’in orta yaş kriziyle mücadele eden bir öğretmenin esprili tasvirini canlandırdığı Another Round puslu bir bakışla hayatın şaşırtıcı derecede ayıltıcı bir yansımasıdır.18 Aralık’ta gösterimde.

Melis Atcı

Kaynak: https://www.harpersbazaar.com/culture/film-tv/g32033530/best-movies-2020/

Exit mobile version